17 Aralık 2009 Perşembe

Emziriyorum ve Emzirmeye Devam Edeceğim !!!!!!

Beni her gördüğünde - Hala emziriyor musun? - Neden hala emziriyorsun? -Daha ne kadar emzireceksin? -Evlenene kadar emzirecek misin? v.b. gereksiz soruları soran, - 1 yıldan sonra faydası yok ki... - Okula gidince de teneffüslerde gelir emer.... - Bir daha hiç bıraktıramazsın... v.b. salak saçma yorumları yapan eş, dost, komşu, akraba, kısaca m.e.m.e.l.e.r.i.n akıbetini merak eden herkese cevabımdır:

EVET, 22 AY + 9 GÜN'LÜK KIZIMI HALA EMZİRİYORUM VE O KENDİLİĞİNDEN BIRAKMADIĞI YA DA BAŞKA BİR OLUMSUZLUK YAŞAMADIĞIMIZ SÜRECE EMZİRMEYE DEVAM EDECEĞİM.

Esra'cım ne güzel derlemiş,toplamış,çevirmiş,bloğuna yazmış:
http://elaninuydusu.blogspot.com/search/label/emzirme
http://ekoanne.com/?p=28

Daha da derseniz, buyrun okuyun:
http://www.kellymom.com/bf/bfextended/index.html

8 Aralık 2009 Salı

COMING SOON !!!!!!!!!!

"Zeynep 2 yaşında!!!" yakında burada...Şu aralar yaşadıklarımıza bakarak, zor ama çok eğlenceli günlerin bizi beklediğini söyleyebilirim. Zeynep'ten önce burun kıvırdığım, yeni nesil annelerin uydurması olarak gördüğüm "terrible two" hafiften (!) yoklamaya başladı bizi de...
Herşeyi kendi yapacak hanımefendi, elimi de kendim yıkarım, yemeğimi de kendim yerim, dişimi de fırçalarım, üstümü de değiştiririm. Dün olayı abartıp altını değiştirmeme bile izin vermedi, kendi değiştirecekmiş. Özbakım becerilerini kazanabilmesi için tabii ki önem ve destek veriyorum bu çabalarına. Ama yardımım gerektiği zaman kabul etmeyip itmesi var ki...Gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum. Dün akşam mutfakta kek yapıyorum, Zeynep'te salonda teyzesiyle oynuyor. Mikserin sesini duymasıyla yanıma koşması bir oldu. Tabureyi çekip üzerine tırmanışı var ve bunu öyle bir yüz ifadesiyle yapıyor ki..."Nasıl olurda bana haber vermezsin anne?" der gibi...ne kendisini tutmama izin veriyor, ne mikseri, ne çırpma kabını...

Bir de bu aralar çok sık kullandığı "Hayır" anlamına gelen kaş kaldırmalar var, konuşmaya bile tenezzul etmiyor, kaşını kaldırıyor. Faydası büyük ama tadı hoşuna gitmeyen birşey yedireceksem ağzını sımsıkı kapatıyor, yerlere yatıyor. Orta bir yol bulamadığımız anlarda kendime sürekli telkinde bulunuyorum; - İnatlaşma, güç savaşına girme !!!!! Özellikle şu dönemde hala emziriyor olmamın çok faydasını görüyorum. Ufak gerilimler büyümeden o kadar çabuk sakinleşiyor ve o anlar ikimize de o kadar iyi geliyor ki...Diğer faydalarını grip, aşı, bağışıklık sistemi tartışmalarının dorukta olduğu bu günlerde yazmaya bile gerek duymuyorum.
22 ayını bitirdi bugün...Söylediği kelime sayısı henüz çok fazla değil. Ama söylenen herşeyi anlıyor artık. Bazen denemeler yapıyorum, günlük hayatta çok sık kullanmadığımız bir kelimeyi içeren bir cümle kuruyorum ya da soru soruyorum: -Vazomuz nerede Zeynepcim, hadi çiçekleri içine koyalım... gibi, çok gözünün önünde olmayan vazonun yanına gidiyor hemen. Galiba sürekli kayıt halindeler. Biz farketmesek de sürekli depoluyorlar.
Soru sorma dönemi başladı, işaret parmağıyla sürekli birşeyle gösteriyor, adını söylememizi istiyor. Bu nedenle bu aralar en favori kitabı Sevgili Çiğdem'in hediyesi, Tübitak Erken Çocukluk Kitaplarından "1001 Hayvanı Bulun":
Nereye gitsek yanımızda taşıyoruz, kimi yakalarsa saatlerce parmağıyla gösterip soruyor. Dün annem çıldırma noktasına gelince kitabı saklamış, az değil ki gerçekten 1001 tane hayvan var kitapta, hepsinin günde 50 defa adını söylemek zorunda kalınca, başka çözüm bulamamış annecim. Zeynep pes eder mi, gazetelikten kadın dergilerinden birini alıp gelmiş bu defa, yine sormaya devam etmiş :)
Uzun zamandır yazmayınca karışık pizza gibi oldu, biraz ondan, biraz bundan...Ama bütün zorluklarına rağmen bir canlının büyümesine her saniyesinde tanıklık etmek, yaşayabileceğim en büyük mucize..Bu mucizeyi bana yaşama fırsatı verdiği için Allah'a hep şükrediyorum...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Şekerci mi Deden Senin ????

Çok tatlısın güzelsin........
Şekerci mi deden seninnnnnnnnn :)
EVET...Zeynoşun dedesi yani benim babam şekerci hatta çikolatacı...Bunların satıldığı ufak bir dükkanı var. Önümüz de bayram, anneannemizin eşine yardım etme, destek olma dönemi...Bizi de evimizde koyun koyuna, yanak yanağa, bol aktiviteli, oyunlu, eğlenceli, güneşi görürsek bahçede, fırsat bulursak arkadaşlarımızla...günler bekliyor.
Bayram sonrası görüşmek üzere :)

6 Kasım 2009 Cuma

Büyüyor/uz

2 gün sonra Zeynep 21. ayını bitiriyor. Doğduğunda 3 kilo bile gelmeyen, kucağıma almaya korktuğum miniğimin 2. yaşgününe sayılı günler kaldı. Her döneminde farklı zorlukları yaşadık ve bambaşka keyifleri, mutlulukları...Ama benim için en zoru (her ne kadar annem,babam ve kardeşlerimle kalabalık bir ailemiz olsa da) yalnız bir ebeveyn olarak çocuk yetiştirmek. Hayatın yükünü omuzlarımda çok fazla hissettiğim, karamsarlığa düştüğüm, kızımın geleceği için endişelendiğim, yetersiz hissettiğim anlar oluyor, sonra O'nun maviş gözlerine bakıyorum, -anne- diyor (m.e.m.e'den anneliğe terfi ettim sonunda:), sımsıkı sarılıyorum, yüzüme-boynuma-denk getirdiği heryere öpücükler konduruyor...Öyle güçlü hissediyorum ki kendimi!
Zeynep büyüyor, beni büyütüyor. Sabırlı olmayı, duygularımı kontrol edebilmeyi, hayatta sahip olunacak en değerli şeyin sağlık olduğunu...kızımla öğrendim. Yağmur altında, ıslanıyoruz diye kızmadan, tenimize değen her damlanın tadını çıkararak yürümenin keyfini O'nun sayesinde tekrar hatırladım.
Bana olan düşkünlüğü gittikçe azalır diye beklerken, her geçen gün arttığı şu günlerde, çokça suçluluk, hesaplaşma, sorgulamayla geçerken günler, yanında olması gereken karşılıksız,çıkarsız,sınırsız diğer sevginin yokluğuna bağlarken bu düşkünlüğü, Mert'in annesi Sevgili Yeşim'in son yazısı tekrar hatırlattı unuttuğum birşeyi, "1 ve 2 yaş arası anne ve bebeği siyam ikizi gibi olurmuş". Ben hiç şikayetçi değilim aslında bu siyam ikizliğinden. Sadece endişe kurdu kemiriyor yine beynimi, annesine bağlı değil bağımlı bir çocuk olursa diye...
Zeynep büyüyor, artık çocuk oyunları izliyor. Çok imrenirdim çocuklarıyla tiyatroya, operaya, konserlere gelenlere.Geçen hafta en çok hayal ettiklerimden birini yaptık ve "Çocuklar İçin Öylesine Bir Dinleti" adlı müzikli oyunu izledik Banu ve Mira'yla. Kızımı gözlerini kırpmadan, heyecanla, sevinçle izlerken görmek ne büyük mutluluktu. Gözlerim doldu. Daha dün kucağıma alamadığım bebek, şimdi oturmuş tiyatro izliyordu. Nasıl hızla geçiyor zaman...Nasıl doyamadan büyüyorlar...
Zeynep büyüyor, artık spor yapıyor. Tereddütlerle ve içinde bulunduğumuz mevcut koşulları zorlayarak başladığımız Mygym derslerinde ilk hafta gösterdiği çekingenliğin izi kalmadı artık. Koşuyor, atlıyor,zıplıyor, taklalar atıyor, sallanıyor.Öyle keyif alıyor ve bu durum bana öyle bir mutluluk veriyor ki...Karşılığı yok bu duyguların!
Güzel kızım, meleğim...hep elin elimde olacak. Ama birgün olmazsa bebeğim, bil ki gözüm üzerinde, duam yanında olacak!

3 Kasım 2009 Salı

Telefon Çalınca...

video

22 Ekim 2009 Perşembe

Resim Dersi ve Sonrasında Papazın Bağı

Geçen hafta üç çiçek Zeynep, Selin, Ada, bir böcek Yiğit oğlan ve anneleri olarak çocuk merkezlerinden birinde deneme amaçlı resim dersine katıldık. Ders başlayıncaya kadar bekleme salonunda bir güzel kaynattık. (Resimler bekleme salonundan) Mart ayında Selin'in annesi Sevgili Çiğdem'in Montessori Mail Grubuna üye Ankara'lı anneleri davet etmesiyle başlayan arkadaşlığımız yaklaşık 8 aydır devam ediyor. Artık çocuklarımız birbirini tanıyor, oyun oynuyor, sadece birbirlerine değil bizlere bile sevgi gösterisinde bulunuyorlar. Selin sadece Ada'yı değil, annesi Umur'u görünce de -Mumuy- diye sevinç çığlıkları atıyor, Zeynep Çiğdem teyzesinin peşinden ayrılmıyor, sarılıyor, araba kullanırken bile arkadan rahat bırakmıyor. Sadece çocuklarımız değil, bizler de birbirimiz için çok önemli olduk. Bu kadar güzel insanlarla internet aracılığı ile tanışacağımı söyleseler inanmazdım herhalde...Resim dersine dönersek:) Umur'un çocuklara yaptığı ama türlü ajitasyonla bizim de tadına bakabildiğimiz nefis ve çok şirin görünümlü kurabiyeler günün sürpriziydi. Ders nasıldı diye sorarsanız, boyalara ve resim yapmaya çok meraklı Mavişim de dahil olmak üzere çocuklar pek ilgi göstermedi. Zeynep evde kendi başına serbest çalışmalar yaparken çok daha keyif alıyor. Resim dersini ileride belki tekrar denemek üzere, şimdilik gündemden kaldırdık.
Ders sonrasında uyumak üzere olan Yiğit'i evine uğurlayıp, kız kıza Papazın Bağı'na gittik. Daha önce lafa dalıp fotoğraflamayı unuttuğumuz, bol sulu bir Papazın Bağı maceramız olmuştu. Bu defa havanın daha serin olmasının da etkisiyle kızları havuzlardan, sulardan uzak tutmaya çalıştık. Ama bir karış suyun içinde balıkların yüzdüğü ufak bir havuza oyuncaklarını, mendillerini atarak yine sulu bir oyun buldular. Yine de Çiğdem, Umur ve ben, semaverde çayımızı içip, gözlemelerimizi yerken sohbet edebilme fırsatı bulduk. Kızların uykuları gelip mızıldanmalar başlayınca da günü noktaladık.
(Yine fotoğraf çekmediğimizi farkedince, kalkarken son anda çektiklerimiz:)

15 Ekim 2009 Perşembe

Boyama Çalışmalarına Devam...

Evde yetiştirmem gereken işler varken ve Zeyno peşimde dolanıp dururken, eline verdiğim bir parça kağıt ve boyalar her zaman çok işe yarıyor. Bu aralar favorimiz sulu boya ve parmak boyaları...Resimlerde de görüleceği gibi kuzum en ciddi ifadesiyle, en konsantre olmuş haliyle yapıyor boyama çalışmalarını...(Parmak boyasını evde yapan, ne çok katı ne çok cıvık bir kıvam tutturan varsa ve ölçülerini benimle paylaşırsa çok sevinirim.) 3 boyutlu Winnie The Pooh boya kalemlerimizi ise yeni aldık, bayıldık...

9 Ekim 2009 Cuma

Mavi Mavi Masmavi

Zeynep'e annem kendi evinde baktığından ve hergün bırakıp alma şansım olmadığından, haftaiçi annemde, haftasonu evimizde şeklinde devam eden bir düzenimiz var. Tabii bu durumun artılarını da eksilerini de yaşıyoruz. Benim için en büyük artılarından biri, haftaiçi işten döndüğümde yemek yapma, masa hazırlama, toplama ve sonrasında evdeki diğer işler için bir telaş yaşamadan kuzumla doya doya vakit geçirebilmek oluyor. Zeynoşu eve girdiğim dakikadan itibaren kanguru gibi neredeyse cebimde taşırken, bütün gün kızıma bakan annemin -sen git çocuğunla ilgilen- yaklaşımı da çok rahatlatıyor. Annemin ve kızkardeşlerimin bu destekleri için haklarını ödeyemem herhalde...
Hergün bize kalan saatleri, yaz boyunca doya doya dışarda, parklarda geçirdik. Havaların soğumaya, erkenden kararmaya başladığı şu günlerde ise daha verimli ev aktivitelerine, oyunlara başlamaya karar verdim. Gerçi yemek vaktine kadar, neredeyse 1 saat m.e.m.e, öpüşme, koklaşma faslıyla geçiyor.
Dün akşam, renkleri pek tanımayan miniğime mavi'yi öğretmek için bir oyun oynadık. Yabancı bloglardan birinde görüp not almıştım. (Bu aralar bloglarda hoşuma giden aktiviteleri, oyunları, el işlerini not alıyorum. Fırsat oldukça deneyeceğim.) Renkleri öğretirken 3 ana renkten başlamak gerektiğini, daha sonra diğer ara renklere geçmek gerektiğini okumuştum. Gerçi günlük hayatımızda Zeynep'le olan diyaloglarımızda nesnelerden mümkün olduğunca renkleriyle bahsediyorum.
Oynadığımız oyunun adı "Mavi Avcısı"...Zeynep'in çantalarından birine mavi bir etiket yapıştırdım. Odaları tek tek gezip, teyzelerin -mavi mavi!- sloganı eşliğinde mavi olan nesneleri bularak bu çantada topladık. Oyuncak sepetinden mavi bul-tak parçaları, fili, balığı, mutfaktan mavi bardağı, minik sürahisi, buzdolabının üzerinde ki mavi magnetler, teyzesinin mavi fuları (daha sonra başına sardık:), çorabı (bunları da giydi :).... derken çantasını doldurduk. Sonra da içindekileri döküp ganimeti saydık. Oyunun sonunda -Zeynep'cim balık/fil.. ne renk? sorusuna
- MA Nİİİİİİİİİİİ cevabını alabildik :)
Diğer renklerle maviyi iyice kavradıktan sonra mı benzer bir çalışma yapmak uygun olur acaba? Ailemizin çocuk gelişimcisi Sermin, yorumunu bekliyoruz. Bu arada eşleştirme kartlarıyla nasıl çalışalım konusunda takılan arkadaşlar olduğunu biliyorum, bizim Eşleşmeyen Kartlar yazımızın altına Sevgili Sermin çok açıklayıcı bir yorum yazmıştı. Merak edenlerin, gözünden kaçanların dikkatine...
Herkese iyi bir haftasonu diliyoruz :)

5 Ekim 2009 Pazartesi

Haftasonumuz...

Az lafla, bol resimle haftasonumuz...
Cumartesi öğlen uykusundan sonra yenilenen Gençlik Parkı'na gittik. Atlıkarıncaya bindik, dönmedolapta 50 metre yükseklikte kudurduk:)
Sonrasında soluğu dürümcüde aldık. Finali künefeyle yaptık. Zeynoş hayatında ilk defa künefe yedi ve son olmayacağının sinyallerini verdi :)
Pazar sabahı Banu&Mira ve Çiğdem&Selin'le Odtu'de buluştuk, hasret giderdik, yedik, içtik,dertleştik...Odtu'den sonra pazara bile gittik :)
Dönüşte ben yemek hazırlarken, kızım aldıklarımızı ayıkladı.
Yaşasınnnnn...artık maydanoz ayıklamak da Zeynep'in görevi :))))
Çizme, karalama sevdamız doruklarda. Ikea'dan Çiğdem'in alıp getirdiği resim sehpası ile duvarları kurtardık ama body-art çalışmaları başladı şimdi de :)

28 Eylül 2009 Pazartesi

Eşleşmeyen Kartlar, Boyanan Duvarlar, İlgi Gösterilmeyen Masal Kahramanları

Uzun bir başlık oldu farkındayım, ama cumartesi günümüzün özeti böyle...Cuma günü hayranlıkla takip ettiğim yabancı bloglardan 1+1+1=1'de çiftlik hayvanları konulu tot-book'u görünce ama kitapçık haline getirmeye de üşenince, sadece eşleştirme kartlarının çıktısını aldım. Akşam Zeynoşu uyutunca da hala bir laminasyon makinemiz olmadığı için koli bantıyla ilkel bir şekilde lamine edip, cumartesi sabahı için güzel hayallerle kızıma sürpriz hazırladım. Sabah kahvaltıdan sonra da hevesle çıkardım ve geçtik masamızın başına. Önce hayvanların resimlerine baktık, seslerini çıkardık. Sonra da bir seriyi görebileceği gibi dizip, diğer seriden de tek tek elime alıp -Hadi annecim keçinin/atın/köpeğin... arkadaşını bulalım- benzeri cümlerle eşleştirdim. Bu esnada Zeynoş olaydan gayet kopuk beni izledi. Sonrasında birlikte yapmayı teklif ettim. Ancak resimlerden de görülebileceği gibi minik kuşum kartları eşleştirmenin dışında herşeyi yaptı. Birara bacağını masaya atarak kartları bacağına yapıştırmaya çalıştı, öptü, yere attı, bir güzel boyadı. Kartları bir süre sonra yeniden denemek üzere şimdilik kaldırdım, evde daha basit eşleştirmelerle başlamak daha uygun olacak sanırım.

Birara ben yemek hazırlamak üzere mutfaktayken ve kuşum kendi kendine sessizce güzel güzel oynarken ya da ben öyle sanarken(!), eşleştirme kartlarını boyamakla hızını alamayıp bir güzel duvarlarımızı renklendirmiş. Bunu özellikle not düşmek istedim çünkü her çocuk evinin duvarlarında bir iz bırakmıştır herhalde ve Zeynep ne zaman yapacak merak ediyordum. Crayola kalemlerle yapılan sanateserleri Amway'in mucizevi çok amaçlı temizlik ürünü L.OC'la silince çıkıverdi, bilgilerinize...(reklamları izlediniz:) Sınırlamadan, dilediği gibi, özgürce resim yapabileceği bir alan hazırlamanın zamanı geldi sanırım. Bu arada bir kısmını silmeye kıyamadım kızımın ilk sanateserinin:)

Öğlen uykusundan uyandıktan sonra koca yaz fırsat bulamadığımız Harikalar Diyarı'na gittik. Yol boyunca -paaaaaaaaa (parkkkkk) diye sevindi kuzum. Fakat ilgi gösterdiği tek şey parkın içinde mini tur yaptıran tren oldu. Zeynep'in çizgi film için dahi olsa televizyon izleme alışkanlığı olmadığından Masal Adası'nda bulunan kahramanları tanımadı ve sadece uzaktan bakmakla yetindi. Ben de okuduğumuz kitaplarda, anlattığım masallarda bu klasik kahramanlara pek yer vermediğimizi farkettim.

Neredeyse adım başı açılmış büfelerde satılan elma şekeri, pamuk şekeri, buharda mısır, cips v.b görünce bütün keyfim kaçtı. Gitmeden Zeynep'i doyurmuş, yanımıza da meyvesini, atıştırmalıklarını koymuştum. Ama kızım elinde bu tarz şeylerle dolaşan çocukların peşinde kedi gibi dolanmaya başlayıp, büfelerin önünden ayrılmayınca tuzağa düştüm :( GDO'lu üretilmiş olma olasılığı yüksek olan mısırı mümkün olduğunca hayatımızdan çıkarmaya çalışan ben kızıma bardakta satılan mısır aldım. Gerçi nerdeyse tamamını kazayla (!) döküp bardağın dibinde 5-6 tane bıraktım. Artık bu tarz yerlere giderken daha hazırlıklı olmaya ve her türlü duygu sömürüsüne karşı koyup, kızımı elimden geldiğince korumaya söz verdim.

24 Eylül 2009 Perşembe

En komiğinden Zeynep :)))

Uzun bir izine bayram tatili de eklenince 15 gün aradan sonra işe dönen anne Nes, işlerini toparladıktan sonra, mesainin bitmesine yakın gelen bir mail.deki linkten faydalanarak çok özlediği, burnunda tüten yavrusunu şekilden şekile sokarak eğlenir:) Çok şirin olmamış mı?


(Unutmadan linki de yazayım: http://labs.mppark.jp/hige/ )

11 Eylül 2009 Cuma

10 gün kuzumla başbaşa...

10 gün izinliyim, evde kuzumla başbaşayız. İnternet bağlantımız olmadığı için kısa bir süre bloğa yazamayacağım. Bayram sonrası görüşmek üzere :)

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Zeynep @ Side

6 günlük Side kaçamağından sonra bugün Zeynep anneannesine ben de işime geri döndük. Nisan ayında iş bahanesiyle yaptığımız anne-kız başbaşa tatilimiz çok rahat ve keyifli geçmişti. "Benim kızım çok uyumludur,yine güzel bir tatil bizi bekliyor!" diye düşünerek yola çıktım, ama nihayetinde Zeynep henüz 18 aylık ve meşhur 2 yaşa yaklaştığının sinyallerini çok güçlü veren bir bebek ve tatilimiz bu defa düşündüğüm kadar rahat geçmedi. Bu defa kızkardeşim Aslıhan'la birlikteydik. Onun da yoğun bir çalışma döneminden sonra uzun zamandır ilk tatiliydi ve Zeynoşla yaşadığımız olumsuzluklardan ne kadar uzak tutmaya çalışsam da payına düşeni aldı tabii...Sanırım en az 5-6 sene bizimle ya da başka herhangi bir bebekle tatile çıkmaz :)
Ankara'ya özellikle Konya üzerinden yakın olması ve denizinin sığ, sahilinin kum olmasından dolayı Side-Kumköy'ü tercih ettik. Otobüsle gittik ve döndük. Yola çıktıktan yarım saat sonra bizim için macera başladı. Saat 23:30 için almıştım biletleri, yanlış bir tercihmiş. Öğlen uykusunu da normalden daha az uyuyan ve yorgunluktan iyice saçmalayan Zeynep'i otobüs saatine kadar oyalamak gerçekten zordu. Uyutmak istemedim,çünkü evden çıkarken, terminalde v.s. uyanma ve sonrasında geceye cin gibi devam etme olasılığı çok yüksekti. Otobüs hareket edince hemen uyur ve sabaha kadar uyanmaz planım işlemedi ne yazık ki. Servisin bitmesi ve ışıkların kapanması da 1 saat kadar sürünce Zeynep bir türlü uykuya geçemedi. İlk defa m.e.m.e'de işe yaramadı ve yaklaşık 15 dakika süren bir ağlama krizi sonrasında artık baygın düşerek uyudu yavrum. En korktuğum ama en az ihtimal verdiğim şey başıma gelmişti.

5 gün boyunca da Zeynep'in sebepsiz ağlamaları çok sık tekrarladı ne yazık ki..Sevgili Çiğdem'in tabiriyle tam post-it sendromu yaşadık hem de en güçlü yapışan türünden. Ankara'da teyzelerine çok düşkün olan, onlar olmadan hiçbirşey yapmak istemeyen, zaman zaman bana tercih eden kızım yemek almama dahi izin vermedi. Ya kucağımda ya m.e.m.e.deydi tatil boyunca. Bu tatille ilgili en iyi olarak hatırlayacağım şey Zeynoşun denizi çok sevmesi oldu. Özellikle sarı şeker Arda'nın havuzdan kaptığı düşünülen bir bakteri yüzünden hastalanması hatta hastanede yatmasına çok üzülmüştüm ve kesinlikle kızımı havuza sokmama kararı almıştım. Deniz çok güzeldi, havuzu hiç aramadık neyse ki! Ama sahilde kumdan kaleler yapma hayallerimiz de suya düştü, bizim kontes kuma ayağını dahi değmedi. Plajda eline-yüzüne-ayağına bulaşan kumları temizlemek için uğraştık durduk. Teyzesinin hevesle aldığı ve evde unuttuğumuz için yoldan dönüp aldığımız,binbir güçlükle şişirdiğimiz simitte kullanılmadan dönen eşyalarımızın arasında yerini aldı.

Bu tatilde yaşadığımız bir başka ilk Zeynep'in hemen hemen hiçbir şey yemeyerek sadece pilavla ve akşamları en azından masada oturmasını sağlamak için eline verdiğimiz dondurmayla beslenmesi oldu. (Resimlerdeki şirin hallerine bakmayın, yemek salonuna girmek dahi istemedi) Yemeyen çocuk çok zormuş, bunu anladım. Uzaktan ahkam kesmek çok kolaymış. Çocuğun yemezse sen ne kadar yesen de doymuyormuşsun. İyi ki hala emziriyorum diye çok dua ettim.

Akşamlarımız tabii ki Mini-Disco'da geçti. Zeynepcim çocuklara pek takılmayıp kendi başına gayet cool dans etti. Özellikle sarı zilli elbisesiyle ortalığı yıktı. Fotoğraflarda görünen yeşil tişörtlü sarı şeker çocuğa pek bir hayran oldu. Etrafında dolandı durdu,ama çocuk yüz vermedi kızıma. İlk kalp kırıklığını da yaşamış oldu:) Boşver kuzum benim, kendi kaybetti o sarı çipil oğlan...

Dönüşte başka bir hata yaptım ve gece için aldığımız bileti gündüz 12:45 için değiştirdim. Biner binmez de öğle uykusuna daldı ve 1.5 saat kadar ne iyi etmişim diye sevindim. Ama sonrasını ne siz sorun ne de ben anlatayım. Ankara'ya girene kadar Zeynep hanımı oyalamak için çantalardan neler çıkmadı, kimler seferber olmadı...Dakikaları ve kilometreleri saymak ne demekmiş öğrendim.

Bu 5 gün boyunca en çok Miracığın annesi sevgili Banu'yu andım. Dönünce Ona da anlattım. Uzaktan ne kadar keyifli görünüyor yaptıkları seyahatlar. Ama her zaman melek olamıyor çocuklarımız ve böyle zamanlarda tatil için bile olsa ne kadar zor evinden, bildiğin çevreden uzak olmak. Herşeye rağmen 24 saat doya doya kızımla olmak,onunla uyumak - uyanmak bana çok iyi geldi.

Hande Teyzeme...



19 Ağustos 2009 Çarşamba

anne = m.e.m.e

İş dönüşü servisten en büyük aşkına kavuşacak olmanın heyecanıyla inen anne Nes, anneannesiyle kendisini karşılamaya çıkan yavrusu Zey'e doğru koşar adımlarla gider. Belli ki yavru Zey'de heyecanla beklemekte, sevinçle ellerini çırpmaktadır. Anne Nes uzaktan -anne, anne olarak anladığı sözcüklerin aslında -m.e.m.e, m.e.m.e olduğunu yavrusuna yaklaşınca farkeder. Zey annesinin gelişine değil, yukarıda adı geçenlerin gelişine sevinmektedir. Yavru Zey kavuşma anını abartınca anne-kız soluğu evlerinde alırlar ve fotoğrafta görülen pozisyonda en güzel dakikalarını geçirirler :)



10 Ağustos 2009 Pazartesi

Zeynep 1,5 yaşında...

Günler, haftalar, aylar derken bir yarım yıl daha kattık yaşına...Doğduğun günden bugüne kadar çekilen resimlere bakıyorum ve inanamıyorum. Senden önce de zaman hızlı akardı ama şimdi bambaşka...Her geçen gün daha da büyüdüğünü, yepyeni becerilerin,tercihlerinle küçük bir insan olduğunu görmek çok gururlandırıyor beni! Gülerek-ağlayarak, sevinerek-üzülerek, bazen yetersiz hissettiğim, korktuğum, endişe duyduğum, ama gözlerine bakıp ellerini tutunca ihtiyacım olan gücü bulduğum 18 ay geçirdik seninle...
Güzel kızım, benim yaşam gücüm, sahip olduğum en büyük zenginliksin! Seni ne istediğini bilen, gururlu, ayaklarının üzerinde durabilen bir insan olarak yetiştirebilmek en büyük dileğim.
SENİ ÇOK SEVİYORUM !!!

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Pazar günümüz böyle geçti...

Pazar sabahı evde yapılacak işleri bitirip kızıyla dışarılara çıkmak için koşturup duran anne Nes, birara sesi soluğu çıkmayan ve kendisini sevindiren yavrusu Zey'i, yeni temizlediği mutfakta resimlerde gördüğünüz şekilde bulunca ne yapar?
-Aferin güzel kızım, ince motor becerilerini geliştirecek ne güzel aktivite yaratmışsın kendine.... diyerek en sevimli yüz ifadesiyle mutfağı tekrar temizler :) Çünkü yavru Zey, uzun zamandır ilk defa bu kadar konsantre olmuş bir halde yere döktüğü pasta süslerini tek tek,minik parmaklarıyla kavanoza doldurmaktadır. (Not: Bu aktivite hiçbir şekilde tavsiye edilmezzzzz...en azından pasta süsleriyle yapılması tavsiye edilmez :)
Mutfağımızın süslerini bir güzel temizledikten, kuzumun yemeği ve uykusundan sonra akşamüzeri Bahçelievler 7. caddenin sonunda, Milli Kütüphanenin karşısında bulunan Adnan Ötüken Parkına gittik. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları Bahçelievler semtinde geçmiş biri olarak bu parkın çocukluk anılarımda yeri büyüktür. Kendi çocukluğumda oynadığım,gezdiğim yerlere şimdi kendi çocuğumla gitmek çok başka bir keyif veriyor. Gerçi daha çok içiçe geçmiş, yüksek, uzun ve çok çeşitli kaydıraklar Zeynep'e hitap etmedi. Daha doğrusu bana hitap etmedi:) birara kendi başına, bana by by yapıp en yüksek kaydırağın merdivenlerine tırmanmaya başlayınca O'nu indirme çabam seyredenleri eğlendirmiştir herhalde...Kuzum parktaki zamanını daha çok taş toplayarak,sonra onları dizerek, çiçekleri severek geçirdi.
Bahçelievler 7.caddeye gidip yine çocukluğumun dondurmacısı SİM'den dondurma yemeden dönmek olur mu? Tabii ki olmaz, ben dondurmamı hızlıca yerken Zeynep kızım külah üstü az dondurmayla oyalandı. Sim'in külahları dondurmasından daha lezzetli bence...ve resimde gördüğünüz komik ötesi tacı küçük hanım kendi seçti...Ben daha sade birşey almak için girmiştim, bunu gördü ve bırakmadı. Yolda bakan dönüp bir daha baktı:)
Bu kız kokoş birşey mi olacak yoksa ???
Yaz ayları bizim ailede doğumgünü patlamalarının yaşandığı aylardır. Bu doğumgünü kutlamaları en çok Zeynoşun hoşuna gidiyor. Pazar günü de canım annemin 52. yaşını kutladık. Allah büyüklerimizi uzun yıllar,sağlıkla başımızdan eksik etmesin inşallah...


3 Ağustos 2009 Pazartesi

Zeynep & Ada @ Mini-Town

Sevgili Umur ve Ada'yla çok eğlenceli bir cumartesi günü geçirdik. Öyle ki saatlerin nasıl geçtiğini bile anlamadık ve kızların uyku saatleri gelince eve dönmeyi akıl edebildik. Bize kalsa sabahı ederdik herhalde değil mi Umur:=)
Birkaç gün süren nereye gidelim konulu mail trafiğinden sonra Mini-Town'da karar kıldık. Pişman da olmadık. Çünkü bütün anneler bilir ki, çocuklarla biryere gitmeden önce düşündüğümüz bir sürü ayrıntı,aradığımız özellik var rahat edebilmek için. Mini-Town'u Ada'nın bloğunda ve Bebekle Gidilecek Mekanlar bloğunda Umur çok güzel anlatmış. Resimler de kızların ne kadar çok eğlendiklerini anlatmıyor mu?
Mini-Town'a çocuklardan önce bizim bayılmamız hatta sevindirik olmamız ve hatta Umur'un çocuklardan önce oyuncakların başına geçmesi, Ada'nın 3 defa annesini alt değiştirmeye götürmesiyle kendi rekorunu kırması, kızların o kadar oyuncak- müzik aleti-aktivite içinde gözetmen ablanın bileziklerine, küpelerine takmaları ve hatta paylaşamayıp seslerini yükseltmeleri, temiz-titiz su damlasının ıslak mendillerle bir güzel sihirli aynaları temizlemesi, Zeynep'in 1 saat boyunca bana pek pas vermeyerek gözetmen ablasının peşinde dolanması, gitmek istediği yere O'nun elinden tutarak giderek ve ilk defa bir yabancıya bu yakınlığı göstererek beni şaşkınlık ve sevinç/üzüntü karışımı bir duygu içerisinde bırakması....günün unutulmazlarıydı.
Mini-Town'da oyun için süremiz dolunca hızını alamayan muhteşem dörtlü olarak kendimizi Galleria'da bulduk. Umur'un dahice planıyla alışveriş arabalarından birinin konforlu hale getirip kızları oturttuk ama saltanatları kısa sürdü ne yazık ki... Zemin katta bulunan oyun merkezinden de uzunnncaaaaa bir süre çıkamadık. Sevgili arkadaşım Umur minyon olmasının da avantajını kullanarak, kızları da bahane ederek top havuzunda bir güzel tırmandı, oynadı, kaydı:=) (bkz: file arkasındaki resimler)
Sonrasında kızlar kısa bir süre içinde olsa bize oturma ve birşeyler içme fırsatı verdiler. Zamanla bu süre artar umarım...
Günü yorulmuş ama çok eğlenmiş olarak noktaladık. Öyle ki Zeynep belki de ilk defa birkaç saat kesintisiz uyudu.

30 Temmuz 2009 Perşembe

Kızıma soruyorum :)

Babycenter'dan 17 ay + 2 hafta için gelen bültende şöyle bir anket vardı:

Çocuğunuz gece boyunca (kesintisiz) uyur mu?
- Evet, bir kere uykuya geçince genelde sabah kadar uyur. (% 44)
- Bazen uyanır, ağlayarak-bağırarak bizi çağırır amaaaaaaaaaaaaa sonrasında kendi kendine uykuya geri döner. (% 31)
- Hala düzenli olarak uyanıyor ve uykuya geri dönebilmek için onu avutmamıza (pışpışlayarak, emzirerek, sallayarak, konuşarak, onu yaparak, bunu yaparak....) ihtiyaç duyuyor. (% 25)

A benim güzel kızım, pamuk kızım...ben bu ankette ne zaman % 44'lük grup içinde olacağım?
% 31'in içinde olmaya bile razıyım!!!!!

28 Temmuz 2009 Salı

Şımarık mı yaramaz mı ???

Zeynep'in resimlerinde uslu, sakin, melek gibi görüntüsüne sakın kanmayın. Çünkü sadece öyle görünüyor!!! Bu aralar bakışlarının pek saf ve masum olduğunu söyleyemeyeceğim.

-Şimdi nereyi dağıtsam? Hangi çekmeceyi açsam?
-Şu kumandaları alıp kaçayım!
-Çatal-kaşık kullanmakta neymiş, parmaklarımla yerim güzelce, sonra da bir güzel koltuklara silerim ellerimi?
-Banyo kapısını açık bırakmışlar, yaşasınnnnn!!!!
-Elime geçen herşey balkondan aşağıya, hopppppp...

Sürekli bir cinlik ve muzurluk peşinde. Yakalayabilene aşkolsun. Evde ki herşey mutlaka elinden geçecek. Boyu yetmezse tırmanacak. Dur! Hayır! Yapma! sözcükleri ne kadar çok fazla kullanmak istemesem de çıkıyor ağzımdan. Herşeyi merak ediyor, dokunmak istiyor. Artık alışverişe Zeynep'le gitmek büyük cesaret istiyor.... Kendi boyunda raflarda ne varsa aşağıya!!! Çok şikayetçi olduğum çıkmasın bu yazdıklarımdan, oldum olası hareketli,yaramaz,muzur bir çocuğum olsun istemişimdir. Sadece bu yaşlarda çocuğu olan bütün diğer anneler gibi yoruluyorum, ama çok da eğleniyorum:) Tek korkum ince sınırları çizememek ve şımarık bir çocuk sahibi olmak!
Dün akşam babacığımın ve kızımın birtanecik dedesinin 56. doğumgününü kutladık.Hasta olduğundan çok keyifli değildi babam:( Yine de pastamızı kestik,hediyemizi verdik! Tabii bizim afacan pastayı görünce çıldırdı, herkesten önce parmaklarıyla bir güzel tadına baktı. (pastamız benim imalatımdır :) Sonra da dedişkoya hediye alınan mp3 player'ı ele geçirmek için büyük mücadeleler verdi. Hediyenin paketi, kutusuyla da yetinmedi. Kendini yerlere attı, tepindi...

Canım babama Allah herşeyden önce sağlık versin...Daha uzun yıllar başımızda olsun:)

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Pazar-ertesi ???

Zeynep'ten önce, pazartesi günü güle oynaya işe gelen, burada dinleniyoruz diyen hatunları hiç anlayamazdım. Cuma günü de izinli olunca, koşturmayla geçen üç günün sonunda -yarın işe gideceğim, ne güzel- diye düşünürken yakaladım kendimi..tabii beraberinde bir suçluluk duygusu:( Dışarıda halledilmesi gereken işler, temizlenmesi gereken bir ev, yapılması gereken yığınla ütü, yemek, çalışılması gereken bir kurum içi sınav (sadece 1 hafta kaldı :( , enerjisinin ve merak duygusunun doruğunda ilgi bekleyen 1.5 yaşında bir çocuk...derken dün akşam çok yorgun olduğumu hissettim ilk defa! Hiçbir şeye yetemiyorum, çocuğuma vakit ayıramıyorum, niye diğer süper anneler gibi olamıyorum diye düşünceler beynimi kemirdi durdu.
Bu sabah masamda çayıma takıldı gözüm, sadece işyerinde sıcak çay içebildiğimi, hafta içi öğlen yemeklerini soğutmadan sakin bir biçimde yiyebildiğimi düşündüm. Yine kızdı diğer yanım. Ama işin çok olmadığı, sessiz sakin bir pazartesi sabahı çayımı içip, tostumu yemek, gazetelere gözatmak iyi geldi.
Haftasonları çoğu zaman, evde yapılması gerekenleri gözüm görmeden sadece Zeynep'e vakit ayırmaya çalışıyorum. Ama sonuçta ne kadar ertelense de yapılması gerekenler yine beni bekliyor. Dün ben odasını temizlemeye çalışırken peşimde dolanıp duran kuzum deterjanlı kovaya ellerini sokunca biraz sesimi yükselttim, şaşırıp kalan yavrumun iki dudağını büzmesi gözümün önünden gitmiyor.
Zeynoşun sağ gözünde ufak bir kızarıklık vardı akşam, biraz korkuttu beni..Sormak için aradım annemi biraz önce, yavrumun sesini duyunca da şimdiden içim sızladı, nasıl özledim.
Şartlar başka olsaydı, çalışmam gerekmeseydi kararım ne olurdu, bunu da bilmiyorum. Benim için karmakarışık duygularla başladı bu hafta......
Not : Resimler 2 hafta önce Ankara Üniversitesi kampüsü içinde Akademi Cafe'de yaptığımız Ankara'lı bebekler ve anneleri buluşmasından...Tembellik edip yazamadım bir türlü

9 Temmuz 2009 Perşembe

17. ay biterken

Dün 17 ayını tamamladın. Kaç yaşındasın diye sorduğumuzda bir elinin işaret parmağıyla 1 diğeriyle buçuk yapıyorsun:) Meşhur 2 yaşa yaklaştığının sinyallerini vermeye başladın. Birşeyi yapmak ya da bazen yapmamak istediğin zaman çığlıklar atıyorsun bazen de kendini ısırıyorsun. Mümkün olduğunca sakin, sabırlı olup görmemeye, duymamaya çalışıyorum. Ama genel olarak uyumlu, neşeli bir çocuksun. Evet artık çocuk diyoruz sana maviş kızım.
Zamanla azalacağını düşündüğüm meme bağımlılığın bu dönem inanılmaz arttı. Zaman zaman -ya bırakamazsak! diye korksam da bugüne kadar annesini emen hiçbir yetişkin görmemiş olmam rahatlatıyor:) İtiraf edeyim bu aralar zorlanmaya başladım. Hala geceleri -meme diyerek uyanıyorsun ve azı dişlerini çıkardığın şu dönemde bu uyanmalar o kadar sıklaştı ki...Bebeklerini gece beslenmesine alıştırmayan ve kesintisiz uyumayı öğreten annelere hayranlık duyuyorum ama ben beceremedim tatlım. Sana kendi kendine uyumayı da öğretemedim. Ya memede uyuyakalıyorsun ya da ayağımda sallıyorum :=(
Bezle ilgili rahatsızlık yaşamaya başladın. Sürekli çekiştirerek çıkartmaya çalışıyorsun. Çişini ya da kakanı yaptıktan sonra gelip gösteriyorsun. Eğer sabah lazımlığa oturtursam çişini yapıyorsun ama daha rahat edebileceğin birşey bulmam lazım. Çok sevmedin çünkü daha önce aldığımı...Bunlar insanlık için küçük ama bizim için çok büyük adımlar bebeğim :=)
Duyduğu, gördüğü herşeyi taklit eden bir papağan oldun. Geçen gün niye sesin çıkmıyor diye yanına geldiğimde gördüğüm manzarayı keşke fotoğraflayabilseydim; çekmeceden epilatörü almışsın, bir güzel yere oturmuşsun, bacağına sürüyordun. Heryere, herşeye ulaşıyorsun. Artık çok dikkatli olmamız gerek.
Kelime dağarcığına en son -udaci (hurdacıııııııı) eklendi. Dudaklarını büzüştüre büzüştüre -udacii deyişin öyle tatlı ki...Geçenlerde gittiğimiz sünnet düğününde nasıl oynadığını sorduğumuzda hemen ellerini kaldırıp başlıyorsun oynamaya. Zaten sana kapı gıcırtısı olsa yeter, müziğe ve dansa ilgin çok sevindiriyor. Ezan sesi duyduğunda ellerini açıp dua okuyormuş gibi yapman ve sonra da amin demeni de (tabii ki anneanne tarafından öğretildi) unutmamak adına not düşüyorum.
Güzel kızım, hayat seninle çok güzel...bugüne kadar taşıdığım en güzel sıfat senin annen olmak !!!!

7 Temmuz 2009 Salı

Kuğulu Park'taydık...

Ankara'lı olup Kuğulu Park'ta sevgilisiyle buluşmamış, ilk gençliğinde okulu kırıp çimlerin üzerinde aylaklık yapmamış, iş çıkışı o kadar binanın arasında soluklanmamış, kuğulara simit atmamış kimse yoktur herhalde. Hepimizin öyle ya da böyle bir Kuğulu Park anısı vardır. Ankaralılar için küçük bir yeşil alan, ufak bir havuzda yüzen birkaç kuğu, birkaç banktan daha fazlasıdır. Semte adını veren tarihi kavaklarıyla Ankara'nın olmazsa olmazlarındandır.
Yaza girmemize rağmen bitmeyen yağmurlar yüzünden birkaç haftadır ertelediğim Kuğulu Park'a kızımla gitme programını geçen haftasonlarından birinde gerçekleştirdik. Zeynep'in tetesi, benim canım kardeşim Aslıhan da bizimleydi. (Daha doğrusu zorla dahil ettik kendisini ama pişman da olmadı:)
Kuğulu Park klasiği olarak kuğulara, ördeklere, kuşlara simit attık. -gel gel yaptık. O güzelim kuğulardan çıkan çirkin sese şaşırdık, korktuk. Daha yakından bakmak istedik, çitleri aştık. Çocuk parkını görünce tabii ki dayanamadık:)

Tunalı'ya gidip kumpir yemeden dönülür mü? Tabii ki yedik. Hem de bayıla bayıla, parmaklarımızı da beraberinde yedik :)

Çok eğlendik ve iyi ki gelmişiz dedik !!!!!!!!!!!!!

(Aslıhancım hemfikiriz değil mi :=)





2 Temmuz 2009 Perşembe

SİVMEP (Sivrisinekle Mücadele Eylem Planı:)

Yaz gelip sıcaklar bastırınca sivrisinekler de ortaya döküldüler. Bebeğim olmadan önce bu cinsle birebir mücadele içine girmemiştim hiç. En fazla gelir sokar, sende bir iki gün kaşınırsın biter geçerdi. Ama şimdilerde benim bile dokunmaya kıyamadığım bebeğime bir mahlukatın gelip konması, hatta sokması ve hatta kanını emmesi çok rahatsız ediyor.
Öncelik bu hayvancıkların eve mümkünse hiç girmemelerini sağlamakta. Bunun içinde en pratik çözüm camlarda, balkon kapılarında sineklik olması. Odaların camlarında sözde sineklikler var. Ama çalıştığım kamu kurumunun lojmanında oturuyoruz ve son 20 yıldır binalara bir çivi dahi çakılmamış, bu durumda camlarda sineklik değil elek halini almış tel parçaları var. Onları yenileyelim bari diye plan yaparken camlarımızın önümüzdeki 1 ay içinde pvc doğrama olarak değişeceği haberini aldık. Evde yaşayan diğer vatandaş cam-kapı açma ve kapatma konusunda biraz daha titiz davransa en azından içeri girmeyi başaran sivri konusunda düşüş yaşanacak. Cam önlerine fesleğen, sardunya, nane gibi kokulu bitkiler ektiğim saksılar koymak, camlara lavanta kesecikleri asmak işe yarar mı acaba? En kısa zamanda denemek lazım.
Eve giren sineklerin meleğime yaklaşması önlemek için sinek kovar bilezik en aklıma yatan çözüm gibi görünüyor. Kullanan, memnun kalan var mı acaba? Fiyatı çok uygun ancak etkisi çok kısa sürüyor. Zeynep bileğinde tutmaz büyük olasılıkla, olmadı ayak bileğine takarım. Denemeye değer.
Cilde sürülen ve DEET adlı maddeyi içeren her türlü ürünü kullanmamak benim tercihim. Sözde içeriği doğal olanlarda var ama onlar da içime sinmiyor. Çok mecbur kalırsam Chicco Zanza sivrisinek kovucu roll-on'u kullanacağım.
Prize takılan tabletler ya da likit kovucuların bebekler için güvenilirliği kanıtlanmamış. Tablet şeklinde olanlardan mecburen kullanıyoruz. Uyumadan birkaç saat önce takıp, Pamuğum odada iken mümkün olduğunca prizde tutmuyorum.
http://basitbiryasam.blogspot.com/2008/05/savulun-sivrisinekler.html adresinde sevgili Evren çok detaylı araştırıp, iyi bir kaynak yazı yazmış. Onun yazdıklarını da okuduktan sonra aklıma yatan bir diğer çözüm citronella yağı içeren bir sinek kovucu bulmak...
Montessori mail grubunda bir arkadaşın sorusu üzerine de sevgili Sibel hiç duymadığım bir tavsiye de bulundu, sinek ısırıklarının uzerine tükenmez kalemle bir çarpı atmak..İçerdiği çinko etkisiyle hem kaşıntıyı gideriyormuş hem de ısırıktan iz kalmıyormuş.
Bu arada internette ufak bir araştırma yaparsanız göreceksiniz ki her konuda olduğu gibi yine bir sektör oluşmuş, sivrisinek kovduğu iddia edilen kıyafetlerden yatak alezlerine, telefonlara yüklenen programlara kadar...Şaşırdım kaldım.

25 Haziran 2009 Perşembe

BEBEĞİME DOKUNMAYIN !!!!!!!!!!!!!!!!!!!

16 aydır bana hiç sormadan, bebeğime dokunmaya çalışan, mıncıklayan, öpen herkese dur diyorum artık. Kim isterse kızabilir, kırılabilir. Evet benim çocuğum çok kıymetli. Bir elinde sigarası varken diğer eliyle çocuğumu sevmeye çalışan geri zekalı arkadaşım, bütün gün nerelere dokunduğunu ve en son (!) ne zaman yıkadığını bilmediğim pis elleriyle kızıma dokunmayı kendinde hak görebilen beyinsiz kadın, günlerce sıkıntı çekerek diş çıkaran yavrumu kendince yanaklarını avuçlayarak sevmeye çalışan, kendi de iki küçük çocuk annesi düşüncesiz arkadaşım (dudağında kocaman uçuğa rağmen öpmeye çalışmışlığı da vardır), yolda-otobüste-çarşıda bebek elinden öpülür gibi dünyanın en salak cümlesini kurarak ben kaçırana kadar pamuğumun ellerini öpmeye çalışan hiç tanımadığım teyzeler, amcalar, ablalar...Benim bile öpmeye, dokunmaya kıyamadığım meleğimi ilk fırsatta öpmeye çalışan herkes...BEBEĞİME DOKUNMAYIN! Sizi ellesinler, sıkıştırsınlar, öpsünler ister misiniz olur olmaz heryerde, uykunuz varken, sıcaktan bunalmışken, dişiniz ağrırken, karnınız açken...Niye illa dokunarak seviyorsunuz elalemin çocuğunu? Her defasında tersliyelim, bozalım, kıralım mı? Bugüne kadar hep kibarca uyarmaya, hemen miniğimi kaçırmaya çalıştım ama siz dokunma, öpme meraklısı beyinsizler bundan anlamıyorsunuz ne yazık ki !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

15 Haziran 2009 Pazartesi

İyi ki doğdun !!!!!!!!!


Canım kardeşim, dostum, herşeyim...

Doğumgünün kutlu olsun!

O güzel yüzün hep gülsün.

Mükemmel bir kardeştin, kızıma mükemmel ötesi bir teyze oldun...

SENİ ÇOK SEVİYORUZ

Çıtır Simit'te 4 Çıtır ve yavruları :)


Cumartesi buluşmalarımızda olmasa ben uzunnnn bir süre yazamayacağım galiba bu blog'a. O kadar hoş vakit geçiriyoruz, öyle güzel resimler çekiyoruz ki, ayrıntıları unutmadan yazmak istiyorum hemen. Bu hafta Mira'nın annesi çok sevgili Banu'cuğumun tavsiyesiyle Turan Güneş üzerinde bulunan Çıtır Simit'te buluştuk. Dışarıdan bakıldığında asla belli olmayan bir gizli bahçesi var bu simitçinin. Tavus kuşları, çeşit şeçit tavuklar, horozlar, güvercinler masaların altında dolaşıp simitlerinize ortak oluyor:) Kızlar çok eğlendi ama biz çıtır anneler daha çok eğlendik herhalde.. Sohbet ettik, dertleştik, ne çok ortak yanımız var diye sevindik.
Yol arkadaşı da olmamız sebebiyle kar tanemiz Selin ve Zeynoşum birbirlerine çok alıştılar artık. Arabada birbirlerini görünce sevinmelerini kameraya çekmemiz şart Çiğdemcim.
Su damlamız Ada elbisesi ve şapkasıyla inanılmaz şıktı. Belgin Doruk filmlerinden çıkmış "küçük hanımefendi" gibiydi.
Miracık elinde sımsıkı tuttuğu oyuncaklarıyla geldi, kızlar o kadar kuşun tavuğun içinde hiç kaçırmadılar tabii. O da arkadaşlarıyla paylaşmakta buldu bu defa çözümü ve o kadar güzel kiraz yedi ki fotoğraflamadan edemedim. Banucum itiraf et sen bu kıza hiçbirşey yedirmiyorsun değil mi evde :)
Bu arada Zeynep -dıgıl dıgıl diyerek tavukları anlatıyormuş da annesi günlerdir çözememiş ne demek istediğini. Akşam anneannesini ve teyzelerini arayarak verdim müjdeyi...Herhalde Arşimet benim kadar sevinmemiştir meşhur keşfini yapıp -evreka diyerek hamamdan fırladığında :)

8 Haziran 2009 Pazartesi

Sokak Kedisi Zeynep

Nihayet yağmurlar soğuklar gitti, havalar ısındı da biz de dışarılara attık kendimizi...Zeynep kuzum uyanır uyanmaz -av av- ları (köpekler, kuşlar, civcivler, kediler...yani sokakta gördüğümüz bilumum hayvanlar) sayıklayarak, elinde ayakkabılar kapı önünden ayrılmayarak, balkondan içeri girmeyerek sokağa çıkma isteğini her fırsatta kendince dile getiriyor.
İşyerinde bir süredir yaşadığımız aşırı yoğunluk yüzünden nerdeyse 2 haftadır hiçbirşey yazamadım. İşte resimlerle son 2 haftamız :)
Geçen Cumartesi günü kalabalık bir bebek grubu olarak Arda'nın annesi sevgili Burcu'nun önerisiyle ODTU'de buluştuk. Zeynoş sosyalleşmenin doruklarında ordan oraya koşturup durduğu için, benim için gün O'nun peşinde koşmak şeklinde geçti. Diğer bebeklerle toplu bir fotoğraf bile çekemediğimi eve dönünce farkettim.
Neyse ki evimiz yemyeşil bir kampüs içerisinde; prensesim yeşillikler içinde, trafik derdi olmadan özgürce koşup oynuyor. En kısa zamanda arkadaşlarımızı da kampüsümüzde ağırlamak istiyoruz.

Cumartesi günü yine geçen hafta ki gibi kalabalık bir bebek grubu olarak planladığımız buluşma, arkadaşlarımız çeşitli nedenlerle gelemedikleri için yine ODTU'de, Zeynep & Selin buluşması şeklinde gerçekleşti. Çiğdem ve benim için buluştuk görüştük diyemiyorum, çünkü yolda ne konuşabildiysek onunla kaldık. Özgür ruh Zeynep alıp başını gitme olayını abarttı, ben de hem onun peşinde koştum hem de ben bu kadar koşmaya nasıl oluyor da hala şişkoyum diye sorguladım durdum. Neyse ki Çiğdem'cim uzun zamandır görmediği eski bir komuşusuyla karşılaştı, Onlar sohbet ederken Munisem de sıfatına yakışır şekilde uslu uslu oturdu.

Selin prensesin yürüme müjdesini Çiğdem yolda verdi bize, hevesle bekledik gün boyunca belki birkaç adım atar yine diye ama prenses iştahlı bir günündeydi, önce kumpiri kabuklarıyla sonra da ilk defa olmasına rağmen kirazı çekirdeklerini çıkartarak bir güzel götürdü. Bu arada özgür ruh kızım keşfedilmedik ağaç, masa, kuş, böcek, ot, çöp...tanışılmadık abla, ağabey, teyze, amca bırakmadı. Çok şekerlerdi.

Son olarak Zeynoşun bir İLK videosu:)

video

26 Mayıs 2009 Salı

Bugünlerde...


16. ayını doldurmak üzeresin bebeğim. Artık bizimle konuşuyor, oyun oynuyor, isteklerini ve istemediklerini ifade ediyorsun. Kime çektin bilmem(!) dışarlarda olmayı çok seviyorsun. Her akşam anneannenle karşılıyorsunuz beni. Servisten inmeye yakın kalbim başlıyor heyecanla atmaya, hemen seni arıyor gözlerim yolun köşesinde. Her buluşmamızda sana sarılırken içimden dua ediyorum Allah bize hiçbir ayrılık yaşatmasın diye...
Havalar ısındı ya artık, akşamları çocuk parkına uğruyoruz seninle. 25 sene önce oyun oynadığım parkta şimdi bebeğimi sallıyorum, kaydırıyorum. Daha kapısında yaklaşırken başlıyorsun elinle göstermeye. Geçenlerde hava serinleyince eve dönelim diye seni ikna etmeye çalışırken bir baktım kaydırağa tırmanıyorsun. Ben çıkarmasam da merdivenlerden, kendin tırmanıp kayabiliyorsun yani pratik akıllı kızım. Çoğu akşam iş dönüşü teyzen de katılıyor bize.
Eline geçeni balkondan atmaya sen de başladın. Terlikleri, mandalları, ayakkabıları, kumandaları (deden duymasın:) balkon demirlerinden uzatıp aşağı atmayı görev biliyorsun. Neyse ki anneannen 2. katta oturuyor da aşağı atılanlar fazla zarar görmeden toplanıyor. Bir başka keyfin de balkondan pisileri beslemek. Mahallenin kedileri seni görür görmez toplanıyorlar aşağıya. Bütün hayvanlar pisi pisi senin için. Baş parmağın ve işaret parmağını birleştirip -gel pisi pisi- yapınca, seni yememek için zor tutuyorum kendimi.

O kadar güzel "anne" diyorsun ki. Sen -anne dedikçe ben de cevap veriyorum -efendim yavrum, yine en tatlısından -anne, -efendim balım, -anne, -birtanem...böyle sürüp gidecek bir nedenle kesmek zorunda kalmasak...O anı dondurup sonsuza kadar yaşamak istiyorum.
Lenslerimi nasıl çıkardığımı görmüşsün, çok komik taklit ediyorsun. (Bknz: Kolajın en altındaki küçük resim:=) Bir de küpe, kolye, toka, süslü bir saat takmış birini gördüğünden -Ayyyyyyy demen var, mutlaka kameraya çekmem gerek. Şimdiden çok meraklısın, kokoş bir kızım mı olacak benim acaba :=)





21 Mayıs 2009 Perşembe

Minik Kitap Kurdum

video


Kızı kitabını ters tutuyor, annesi kamerayı...

Ama başınızı hafif eğip izlemeye değer:=)



20 Mayıs 2009 Çarşamba

Hayvanat Bahçesi'ne gittik!

Yine gecikmeli bir haftasonu yazısı...Cumartesi günü uzun zamandır gitmek istediğimiz Hayvanat Bahçesine, kızımın ilk arkadaşları olan (ve ilk olmaları nedeniyle bizim için çok özel olan) Mira, Selin ve Ada'yla gittik. Aslında en son kendi çocukluğumda gitmiş olmama rağmen etraftan duyuyordum ne kadar içler acısı bir halde olduğunu, cumartesi günü gözlerimizle de gördük. Kızlar henüz farkında değillerdi...Ama Türkiye'nin en iyisi olduğu iddia edilen Ankara Hayvanat Bahçesi bu halde kalmaya devam ederse bizim için eğlenceli bir haftasonu aktivitesi olamayacak ilerleyen zamanda...



Hava sıcaklıklarının çok artması ve haftasonu ziyaretçi kalabalıklığı nedeniyle erken buluşmaya karar verdik. Sabah Çiğdem bizi aldı yine sağolsun. Zeynep ve Selin yolboyu öyle tatlı sohbet ettiler ki kendilerince...Sadece birara benim güneş gözlüğümü paylaşamamaktan hafif sesler yükseldi, ama çok uzatmadılar munis kızlarım!
Otoparkta Banu&Mira ve Hayvanat Bahçesi'ne girince de Umur&Ada'yla buluştuk. Minik kuşum beklediğim kadar ilgilenmedi hayvanlarla. Hatta ilk olarak girdiğimiz akvaryumda ki büyük balıklardan korktu, boynuma sarıldı, öyle dolaştık.



Hava o kadar sıcaktı ki Zeynep bana da çaktırmamaya çalışarak ayakkabı, çorap, şapka...çıkarabileceği ne varsa çıkartarak kendince serinlemeye çalıştı. Bende fırlatıp attıklarını topladım arkasından:=)

Günün benim için en unutulmaz sahnesi minik su damlamız Ada'nın Zeynoşun t-shirt'ünün çıtçıtlarını açıp kapatmasıydı. Ve benim objektifimden açık çıt çıt kalmasın sloganıyla Ada ve şaşkın Zeyno :=)

Gezimizin sonuna doğru benim bir anlık dikkatsizliğim sonucu minik kuzum ufak bir kaza atlattı. Nasıl olduysa pusetin kemerlerini bağlamayı gözden kaçırmışım, sıcaktan ve uykusuzluktan bunalan yavrum da kendini öne doğru atıverince yüzükoyun düştü. Neyse ki alnında bir iki ufak sıyrıkla ucuz atlattık.

Artık ikimizin de görüşmek için haftasonlarını heyecanla beklediğimiz arkadaşlarımızla birlikte çok keyifli birkaç saat geçirmiş olarak evimize döndük. Miniğime bir duş aldırıp uyuttum ki enerjisini toplasın da akşam üzeri programımıza hazır olsun :)