5 Ekim 2009 Pazartesi

Haftasonumuz...

Az lafla, bol resimle haftasonumuz...
Cumartesi öğlen uykusundan sonra yenilenen Gençlik Parkı'na gittik. Atlıkarıncaya bindik, dönmedolapta 50 metre yükseklikte kudurduk:)
Sonrasında soluğu dürümcüde aldık. Finali künefeyle yaptık. Zeynoş hayatında ilk defa künefe yedi ve son olmayacağının sinyallerini verdi :)
Pazar sabahı Banu&Mira ve Çiğdem&Selin'le Odtu'de buluştuk, hasret giderdik, yedik, içtik,dertleştik...Odtu'den sonra pazara bile gittik :)
Dönüşte ben yemek hazırlarken, kızım aldıklarımızı ayıkladı.
Yaşasınnnnn...artık maydanoz ayıklamak da Zeynep'in görevi :))))
Çizme, karalama sevdamız doruklarda. Ikea'dan Çiğdem'in alıp getirdiği resim sehpası ile duvarları kurtardık ama body-art çalışmaları başladı şimdi de :)

28 Eylül 2009 Pazartesi

Eşleşmeyen Kartlar, Boyanan Duvarlar, İlgi Gösterilmeyen Masal Kahramanları

Uzun bir başlık oldu farkındayım, ama cumartesi günümüzün özeti böyle...Cuma günü hayranlıkla takip ettiğim yabancı bloglardan 1+1+1=1'de çiftlik hayvanları konulu tot-book'u görünce ama kitapçık haline getirmeye de üşenince, sadece eşleştirme kartlarının çıktısını aldım. Akşam Zeynoşu uyutunca da hala bir laminasyon makinemiz olmadığı için koli bantıyla ilkel bir şekilde lamine edip, cumartesi sabahı için güzel hayallerle kızıma sürpriz hazırladım. Sabah kahvaltıdan sonra da hevesle çıkardım ve geçtik masamızın başına. Önce hayvanların resimlerine baktık, seslerini çıkardık. Sonra da bir seriyi görebileceği gibi dizip, diğer seriden de tek tek elime alıp -Hadi annecim keçinin/atın/köpeğin... arkadaşını bulalım- benzeri cümlerle eşleştirdim. Bu esnada Zeynoş olaydan gayet kopuk beni izledi. Sonrasında birlikte yapmayı teklif ettim. Ancak resimlerden de görülebileceği gibi minik kuşum kartları eşleştirmenin dışında herşeyi yaptı. Birara bacağını masaya atarak kartları bacağına yapıştırmaya çalıştı, öptü, yere attı, bir güzel boyadı. Kartları bir süre sonra yeniden denemek üzere şimdilik kaldırdım, evde daha basit eşleştirmelerle başlamak daha uygun olacak sanırım.

Birara ben yemek hazırlamak üzere mutfaktayken ve kuşum kendi kendine sessizce güzel güzel oynarken ya da ben öyle sanarken(!), eşleştirme kartlarını boyamakla hızını alamayıp bir güzel duvarlarımızı renklendirmiş. Bunu özellikle not düşmek istedim çünkü her çocuk evinin duvarlarında bir iz bırakmıştır herhalde ve Zeynep ne zaman yapacak merak ediyordum. Crayola kalemlerle yapılan sanateserleri Amway'in mucizevi çok amaçlı temizlik ürünü L.OC'la silince çıkıverdi, bilgilerinize...(reklamları izlediniz:) Sınırlamadan, dilediği gibi, özgürce resim yapabileceği bir alan hazırlamanın zamanı geldi sanırım. Bu arada bir kısmını silmeye kıyamadım kızımın ilk sanateserinin:)

Öğlen uykusundan uyandıktan sonra koca yaz fırsat bulamadığımız Harikalar Diyarı'na gittik. Yol boyunca -paaaaaaaaa (parkkkkk) diye sevindi kuzum. Fakat ilgi gösterdiği tek şey parkın içinde mini tur yaptıran tren oldu. Zeynep'in çizgi film için dahi olsa televizyon izleme alışkanlığı olmadığından Masal Adası'nda bulunan kahramanları tanımadı ve sadece uzaktan bakmakla yetindi. Ben de okuduğumuz kitaplarda, anlattığım masallarda bu klasik kahramanlara pek yer vermediğimizi farkettim.

Neredeyse adım başı açılmış büfelerde satılan elma şekeri, pamuk şekeri, buharda mısır, cips v.b görünce bütün keyfim kaçtı. Gitmeden Zeynep'i doyurmuş, yanımıza da meyvesini, atıştırmalıklarını koymuştum. Ama kızım elinde bu tarz şeylerle dolaşan çocukların peşinde kedi gibi dolanmaya başlayıp, büfelerin önünden ayrılmayınca tuzağa düştüm :( GDO'lu üretilmiş olma olasılığı yüksek olan mısırı mümkün olduğunca hayatımızdan çıkarmaya çalışan ben kızıma bardakta satılan mısır aldım. Gerçi nerdeyse tamamını kazayla (!) döküp bardağın dibinde 5-6 tane bıraktım. Artık bu tarz yerlere giderken daha hazırlıklı olmaya ve her türlü duygu sömürüsüne karşı koyup, kızımı elimden geldiğince korumaya söz verdim.

24 Eylül 2009 Perşembe

En komiğinden Zeynep :)))

Uzun bir izine bayram tatili de eklenince 15 gün aradan sonra işe dönen anne Nes, işlerini toparladıktan sonra, mesainin bitmesine yakın gelen bir mail.deki linkten faydalanarak çok özlediği, burnunda tüten yavrusunu şekilden şekile sokarak eğlenir:) Çok şirin olmamış mı?


(Unutmadan linki de yazayım: http://labs.mppark.jp/hige/ )

11 Eylül 2009 Cuma

10 gün kuzumla başbaşa...

10 gün izinliyim, evde kuzumla başbaşayız. İnternet bağlantımız olmadığı için kısa bir süre bloğa yazamayacağım. Bayram sonrası görüşmek üzere :)

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Zeynep @ Side

6 günlük Side kaçamağından sonra bugün Zeynep anneannesine ben de işime geri döndük. Nisan ayında iş bahanesiyle yaptığımız anne-kız başbaşa tatilimiz çok rahat ve keyifli geçmişti. "Benim kızım çok uyumludur,yine güzel bir tatil bizi bekliyor!" diye düşünerek yola çıktım, ama nihayetinde Zeynep henüz 18 aylık ve meşhur 2 yaşa yaklaştığının sinyallerini çok güçlü veren bir bebek ve tatilimiz bu defa düşündüğüm kadar rahat geçmedi. Bu defa kızkardeşim Aslıhan'la birlikteydik. Onun da yoğun bir çalışma döneminden sonra uzun zamandır ilk tatiliydi ve Zeynoşla yaşadığımız olumsuzluklardan ne kadar uzak tutmaya çalışsam da payına düşeni aldı tabii...Sanırım en az 5-6 sene bizimle ya da başka herhangi bir bebekle tatile çıkmaz :)
Ankara'ya özellikle Konya üzerinden yakın olması ve denizinin sığ, sahilinin kum olmasından dolayı Side-Kumköy'ü tercih ettik. Otobüsle gittik ve döndük. Yola çıktıktan yarım saat sonra bizim için macera başladı. Saat 23:30 için almıştım biletleri, yanlış bir tercihmiş. Öğlen uykusunu da normalden daha az uyuyan ve yorgunluktan iyice saçmalayan Zeynep'i otobüs saatine kadar oyalamak gerçekten zordu. Uyutmak istemedim,çünkü evden çıkarken, terminalde v.s. uyanma ve sonrasında geceye cin gibi devam etme olasılığı çok yüksekti. Otobüs hareket edince hemen uyur ve sabaha kadar uyanmaz planım işlemedi ne yazık ki. Servisin bitmesi ve ışıkların kapanması da 1 saat kadar sürünce Zeynep bir türlü uykuya geçemedi. İlk defa m.e.m.e'de işe yaramadı ve yaklaşık 15 dakika süren bir ağlama krizi sonrasında artık baygın düşerek uyudu yavrum. En korktuğum ama en az ihtimal verdiğim şey başıma gelmişti.

5 gün boyunca da Zeynep'in sebepsiz ağlamaları çok sık tekrarladı ne yazık ki..Sevgili Çiğdem'in tabiriyle tam post-it sendromu yaşadık hem de en güçlü yapışan türünden. Ankara'da teyzelerine çok düşkün olan, onlar olmadan hiçbirşey yapmak istemeyen, zaman zaman bana tercih eden kızım yemek almama dahi izin vermedi. Ya kucağımda ya m.e.m.e.deydi tatil boyunca. Bu tatille ilgili en iyi olarak hatırlayacağım şey Zeynoşun denizi çok sevmesi oldu. Özellikle sarı şeker Arda'nın havuzdan kaptığı düşünülen bir bakteri yüzünden hastalanması hatta hastanede yatmasına çok üzülmüştüm ve kesinlikle kızımı havuza sokmama kararı almıştım. Deniz çok güzeldi, havuzu hiç aramadık neyse ki! Ama sahilde kumdan kaleler yapma hayallerimiz de suya düştü, bizim kontes kuma ayağını dahi değmedi. Plajda eline-yüzüne-ayağına bulaşan kumları temizlemek için uğraştık durduk. Teyzesinin hevesle aldığı ve evde unuttuğumuz için yoldan dönüp aldığımız,binbir güçlükle şişirdiğimiz simitte kullanılmadan dönen eşyalarımızın arasında yerini aldı.

Bu tatilde yaşadığımız bir başka ilk Zeynep'in hemen hemen hiçbir şey yemeyerek sadece pilavla ve akşamları en azından masada oturmasını sağlamak için eline verdiğimiz dondurmayla beslenmesi oldu. (Resimlerdeki şirin hallerine bakmayın, yemek salonuna girmek dahi istemedi) Yemeyen çocuk çok zormuş, bunu anladım. Uzaktan ahkam kesmek çok kolaymış. Çocuğun yemezse sen ne kadar yesen de doymuyormuşsun. İyi ki hala emziriyorum diye çok dua ettim.

Akşamlarımız tabii ki Mini-Disco'da geçti. Zeynepcim çocuklara pek takılmayıp kendi başına gayet cool dans etti. Özellikle sarı zilli elbisesiyle ortalığı yıktı. Fotoğraflarda görünen yeşil tişörtlü sarı şeker çocuğa pek bir hayran oldu. Etrafında dolandı durdu,ama çocuk yüz vermedi kızıma. İlk kalp kırıklığını da yaşamış oldu:) Boşver kuzum benim, kendi kaybetti o sarı çipil oğlan...

Dönüşte başka bir hata yaptım ve gece için aldığımız bileti gündüz 12:45 için değiştirdim. Biner binmez de öğle uykusuna daldı ve 1.5 saat kadar ne iyi etmişim diye sevindim. Ama sonrasını ne siz sorun ne de ben anlatayım. Ankara'ya girene kadar Zeynep hanımı oyalamak için çantalardan neler çıkmadı, kimler seferber olmadı...Dakikaları ve kilometreleri saymak ne demekmiş öğrendim.

Bu 5 gün boyunca en çok Miracığın annesi sevgili Banu'yu andım. Dönünce Ona da anlattım. Uzaktan ne kadar keyifli görünüyor yaptıkları seyahatlar. Ama her zaman melek olamıyor çocuklarımız ve böyle zamanlarda tatil için bile olsa ne kadar zor evinden, bildiğin çevreden uzak olmak. Herşeye rağmen 24 saat doya doya kızımla olmak,onunla uyumak - uyanmak bana çok iyi geldi.